MIA - Türkçe bölümü: Konu Arşivi: Türkiye'de Komünizm (1981 - 2005)
Türkiye'de Komünizm
1981 2005 Arası
Hainleri asmayıp da besleyecek miyiz?
Kenan Evren, 3 Ekim 1984, Muş
Türkiyede 12 Mart 1971 askeri darbesine cevap olarak yükselen devrimci mücadele, karşı cephede büyük kaygı ve telaş uyandırdı. Batı emperyalizmi ve Türkiye uzantısı yerli burjuvazi, çok geçmeden, karşı devrimi birlikte yarattılar ve bu karşı devrim her zamanki gibi bir askeri darbeyle sonuçlandı. 12 Eylül 1980 sabahı 4.00te spikerin Türkiye Radyolarından yankılanan sesi devrimci, ilerici, solcu olarak görülen herkese her şeye karşı, yeni bir baskı ve şiddet dönemini şöyle haberliyordu: ''Türk Sillahlı Kuvvetleri... Türkiye Cumhuriyetini kollama ve koruma görevini yüce Türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.''
Bu bütünüyle el koymanın uygulaması, doğal olarak, Parlamentonun, tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, sendikaların yani örgütlü düşünce üreten tüm mihrakların susturulması daha açık bir ifadeyle kapatılması demekti. 12 Eylül sabahı sıkıyönetim ilan edildi, Parlamento ve hükümet feshedildi, milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırıldı. Yasama ve yürütme yetkilerini kullanacak bir Milli Güvenlik Konseyi kuruldu. Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, kuvvet komutanlarından oluşan Konseyin başkanlığının yanı sıra Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi.
26 Aralık 1978 Kahramanmaraş olaylarının ardından bazı illerde ilan edilen, 12 Eylül 1980e gelindiğinde 19 ilde yürürlükte olan sıkıyönetim, tüm Türkiyeye yaygınlaştırıldı. 19 Temmuz 1987de Diyarbakır, Mardin, Siirt illerindeki uygulamanın da sonlandırılmasına kadar ülke toplam 8 yıldan fazla olağanüstü şartlarda yaşadı.
16 Ekim 1981de Siyasi Partilerin Kapatılmasına İlişkin Kanun yayınlandı, Siyasi Partiler Kanunu yürürlükten kaldırıldı. Yurttaşların büyük bir bölümü, Türkiye topraklarının tanık olduğu en kanlı, en acılı, en baskılı dönemlerden birini suskun karşılıyor hatta 12 Mart sonrası tırmanan sağ-sol gençlik çatışmasını bitirdiği için! kutsuyordu. 70lerde bebeklere verilen Devrim/Deniz adlarının yerini yeni bir ad: Evren alıyordu. Halk bu taçlandırmayı, 7 Kasım 1982de referandumla önüne getirilen militarist anayasayı %91 katılım, %91,5 evet oyuyla kabul ederek, doruğa taşıyordu. 12 Eylül sabahının hemen ardından şiddetli bir sindirme, baskı, yalnızlaştırma, tepkisizleştirme operasyonu başlatıldı. Gözaltılar, sorgular, hapisler, idamlar, işkence, gözaltında kayıplar, faili meçhuller, her şeye rağmen mücadeleyi sürdüren az sayıda devrimci dışında kalan halk kitlelerinde, mutlak otoriteye kayıtsız şartsız bir boyun eğme olarak tepki buldu.
1983te yapılan göstermelik seçimlere, Anayasa ve seçim kanunlarına rağmen, Konseyin, vesayet yetkisini kullanması sonucu ancak üç parti ile girildi. 1983 yılının bir diğer önemli olayı, dayanağını 1982 Anayasasının 143. maddesinden alan16.6.1983 tarih ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanundu. DGMler, özel ve olağanüstü mahkemeler olarak, yirmi yılı aşkın süre yürürlükte kaldı. Anayasanın 143. maddesi ancak 22.5.2004 tarih ve 25469 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Anayasa değişikliği ile yürürlükten kaldırıldı.
1987 de iç ve dış tepkiler sonucu olağanüstü hal uygulamasının sonlandırılması ile birlikte yoğun bir medya bombardımanı eşliğinde piyasaya sürülen demokratikleşme oyunu, düzenin istediği bireyselleşmiş insanı yaratmayı hedefliyordu. Çok geçmeden Özalın Cumhurbaşkanı, ANAPın iktidar olduğu 1991 yılında MGKnın teklifi ile, bu hedefin en etkin enstrümanı olan 3713 sayılı Terörle Mücadele yasası kabul edildi. Bu yasa anti-demokratik uygulamaların yasallaşması, olağanüstü halin yeniden tüm ülkeye yaygınlaştırılmasından başka bir şey değildi. Anti-terör yasasının 16. maddesi şöyle diyordu "Bu kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanların cezaları, "tek kişilik veya üçer kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumları"nda infaz edilir. Bu kurumlarda açık görüşme yaptırılmaz. Hükümlülerin birbirleriyle irtibatına ve diğer hükümlülerle haberleşmelerine engel olunur.".Bu madde, olağanüstü yargı yönteminin yanında, cezaların infazına da olağanüstü koşullar getiriyordu. Ülke insanını tek tek, örgütsüz karşısında görmek isteyen egemen güçler, tutuklu ve hükümlülerin yalnızlaştırılması meselesini CİAin 60lı yıllara dayanan ve Mahkumlar Nasıl Kişiliksizleştirilir başlıklı araştırması sonunda uygulamaya sokulan tecrit politikası ve bunun aracı olan F Tipi cezaevleri ile çözme yolunu seçiyordu. MGKnın 1996 yılının ilk yarısında aldığı bir kararla gündeme gelen F Tipi ceza evlerine karşı ölüm oruçları başlatıldı. İlk ölüm orucu dalgası 20 Mayıs-27 Temmuz 1996 arasında 69 gün sürdü, ilk şehit Aygün Uğur 63. günde 21 Temmuz 1996 da öldü. BİA Haber Merkezi, 28.05.2002 tarihli haberinde 91 ölüm bildiriyordu.
Dönemin önemli bir başka olgusu da şüphesiz, 70lerin ikinci yarısında büyük ölçüde PKK etrafında sol bir kimlikle örgütlenen ve 80lerde Kürt bağımsızlığı hedefini dillendiren ve giderek ulusalcı bir zemine kayan hareket ile bunu bastırmak üzere başlatılan iç savaş oldu. Kürt Hareketi arşivimizde ayrı bir başlıkta sunulacaktır.
650 bin gözaltı, 1 milyon 680 bin fişleme, 388 bin kişiye pasaport yasağı, 210 bin dava, 7 bin kadar ölüm cezası istemi, 517 ölüm cezası, 50 infaz, gözaltında kayıplar, faili meçhuller, binlerce ölüm olarak özetlenebilecek olan bu karşı-devrim dönemi boyunca, devrim cephesinde büyük bir dağınıklık yaşandı. Solun bir bölümündeki ideolojisizleşme, örgütlerin arkasındaki halk desteğindeki geri çekilme ile sonuçlandı. Ancak her şeye rağmen bazı sol guruplar, fraksiyonlar, illegal sol siyasi partiler faaliyetlerini sürdürdüler (Bunlar Gerilla Savaşı ve Öncü Hareketi başlığında sunulacak) Legal siyasi partiler kuruldu, bir kısmı kapatıldı. Bazı solcular yurt dışına kaçmak zorunda kaldı, diğer bir kısmı yeni partiler kurdu yada kurulan partilere katıldı. HEP, DEP, HADEP, EMEPin oluşturduğu ve temel çıkış noktası olarak Kürt kimliğini sahiplenen, düzen içinde politika yapmak üzere kurulan partiler gurubundan ilk üçü kapatıldı. Marksist-Leninist söylemle siyaset sahnesine çıkan partilerin çoğu faşist Anayasaya yada Seçim kanununa aykırılıktan kapatıldı. Bazı sol partiler seçim ittifakı yaptı ama sonuç başarısızdı. Bütün bunlar olurken ilk sayısı 1986 yılında basılan Gelenek dergisinin adıyla anılan hareket, 6 Kasım 1992'de Sosyalist Türkiye Partisi'ni (STP) kurdu. STP 1993 yılında, programında "bölücü" unsurlar olduğu iddiasıyla, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Yine 1993 yılında Sosyalist İktidar Partisi (SİP) kuruldu. Sosyalist İktidar Partisi'nin, 11 Kasım 2001 günü düzenlenen Olağanüstü Büyük Kongre'sinde parti yine aynı gurup tarafından kurulan Komünist Parti (KP) ile birleşerek Türkiye Komünist Partisi (TKP) adını aldı. Partinin adından dolayı açılan kapatma davası sürmektedir. Ayrıca 1920 TKPsi geleneğinden geldiklerini söyleyen diğer gruplar da ismi sahiplenmektedir.